Suriye sınırında birkaç gün ve yalnızlığın girdabında yetimler..

Gözlerinizi kapatın ve birkaç dakika şunları düşünün. Evinize bir bomba atılıyor ve aileniz paramparça oluyor. Sonraki günlerde kendinizi güçlükle daha güvenli bölgelere atıyorsunuz. Aileniz paramparça olmuş elinizde size ailenizi hatırlatacak tek bir hatıra kalıyor o da en küçük kardeşinizin sürekli ters giydiğinde sizin düzelttiğiniz kırmızı küçük ve şirin ayakkabısı… Gerisi ise koca bir hiç.

Modern hayatın hengâmesinde ezilen vicdanların ve taşlaşmış yüreklerin muhtelif coğrafyalarda acı çeken kardeşlerini bir nebze olsun anlamaya ve acılarını sarmaya yüzlerini döndükleri bir asırda yaşıyoruz. Ama her daim hak ve hakikati diri tutan bir topluluğun olduğundan da haberdarız.
Tertemiz çehreler, toprakla her daim haşır neşir eller, çamur deryası ayakkabılar, tebessümleriyle dünyanın bütün kötülüğünü unutturan çocuklar… Evet, burası Hatay’da Suriye hududunda Avrasya Vakfı öncülüğünde “Biz Ümmetiz” platformu işbirliğiyle teşekkül edilmiş şirin bir yetimhane. Takriben 40 ailenin yaşadığı bu yetimhane bereketli atmosferiyle adeta dünyaya yegâne sulhun İslam eliyle ulaştırılacağı ümidini içinde barındıran küçük bir İslam karargâhı.
Çocuklar geçmişte onca acı yaşamalarına rağmen kendilerine ufacık bir tebessüm lütfunda bulunanlara kalbinin kapılarını açıyorlar ve saf gönüllerinin sırça köşklerinde ağırlıyorlar sizleri.
Zannediyorum ki, bu minik bedenler birçok acıya ve gözyaşına şahit olmanın verdiği olgunlukla bakıyorlar gözlerinize. Ve çehrelerinde hep o ümitvar bekleyiş; “bizi bırakmayın” der gibi lisanı hal ile.

Şirin mavi kapısından yetimhaneye giriyoruz. Karşımızda en büyüğü 15 yaşında olan ve sevinçleri tarife sığmayan onlarca gülen yüz. Bir anda tanımadığı birisine karşı bu denli sevgi gösterisinde bulunan çocukları görünce şaşırıyorsunuz. Bir müddet sonra etrafınızı çevrelemiş küçüklerin sürekli kucağınıza oturma denemesinde bulunduğu bir topluluk içinde buluyorsunuz kendinizi. Pantolonunu doğru düzgün giyememiş paçası yerde sürüklenenler, annelerinin ördüğü saçlarıyla oyunlar oynayan dünya tatlısı kız çocukları ve yaşadıkları onca acıya ve zulme rağmen dimdik duran ümmetin anneleri…

Yetimhane denildiği zaman tabii olarak sadece yetimlerin kaldığı bir yuva olarak anlaşılıyor. Evet, ben de böyle düşünüyordum ta ki içerdeki nur yüzlü çocuklarla sohbet ve muhabbet edene kadar. Çocukların babaları Suriye’de şehit olmuşlar. Anneleriyle yaşayan çocuklar bir nebze olsun mutlular çünkü onları hayata bağlayan bir anneye ve birkaç kardeşe sahipler. Bazıları var ki ne anne ne de babası hayatta, işin acı tarafı kardeşlerinden de haber alamıyor. Birçoğu babaları şehit olduktan sonra anneleri tarafından terkedilmiş. Düşünüyorsunuz nasıl bir annelik bu diye! Ama bir cevap bulamıyorsunuz bu kadar acının cereyan ettiği saf beyninizde. Mesela bir çocuğumuzun sekiz kardeşi var ve yaklaşık dört tanesinden haber alınamıyor. Nerede oldukları ya da akıbetlerinin ne olduğu noktasında hiçbir malumat yok sadece onlar akla gelince gözleri dolan “inşallah şehid” diyebilen küçük bedenler duruyor karşınızda.
Neredeyse hepsi Türkçe birkaç kelime biliyorlar ve çat pat bir şeyler söylemeye çalışıyorlar. Güzel seslerinden Arapça neşidler dinliyorsunuz. Anlayamasanız bile tatlı telaffuzlarını dinleyip huzur buluyorsunuz. Oyun oynamaya başladıklarında bütün acılarını sanki unuttuklarını ve eğlencenin içinde oldukça mutlu olduklarını hissediyorsunuz.

Onlar sandığımız gibi gıdaya ya da fiziksel birtakım imkânlara muhtaç değiller. Onları mutlu eden ve gönüllerini heyecanlandıran bir güler yüz onlara ilaç gibi geliyor. Yanınızdan hiç ayrılmamak ve sizinle doyasıya oyunlar oynamak istiyorlar.

Onlar ümmetimizin biricik yavruları ve her şeyi hak ediyorlar şüphesiz. Bizlerin kendini dine adamış güzel insanlar olarak en mühim vazifelerinden birisi de bir yetim başı okşamaktır. Nefer seferde gerek düsturuyla her daim gönlümüzü hizmete ve gönül coğrafyamıza açık tutmamız gerektiği nakış nakış işlenmiş buradaki saf ve temiz çehrelere.
Modern dünyanın bizim önümüze yığdığı hengâmeleri aşıp hak için halka hizmet edecek kardeşler için her zaman ki gür sedamızla haykırıyoruz “Yol açık, yol’a çık”…

Mehmet KISACIK
Üniversite Öğrencisi

Cevap Yazın