Öğretmenlerimizi Anarken

Bugün 24 Kasım Cuma ve tarih 2017.. Bugün öğretmenler günüdür. Bir öğretmenler gününü daha idrak ediyoruz. Çocuklarımız okullarında bu günü sevdikleri öğretmenleri ile beraber onların duygularına ortak olarak yaşıyor ve kutluyorlar.

Evet, öğretmenlerimiz değerlidir. Aslında ifa etmekte oldukları meslekleri, vazifeleri çok daha değerlidir. Öğretmenlik, belki de sorumluluğu en yüksek vazifelerden biridir. Öğretmenlik demek, geleceğin inşası demektir. Tam olarak öğretmenlik budur. Eğer gelecek nesillerimiz öz değerlerine bağlı ve tüm toplumlara faydalı olabiliyorsa bunlarda isimleri dahi unutulan nice öğretmenlerin çok ama çok büyük payı vardır. Öğretmenlik kutsaldır. Bizlere düşen de bu öğretmenlerimizin hiçbirini unutmamaktır.

Fakat gelecek nesilleri yetiştirmekle beraber gelecek neslin öğretmenlerini de yetiştirmenin gerekliliğini bir yandan da idrak etmekteyiz. Neden mi? Çünkü öğretmenler, evet, öğretmenler, öğretmenlerimiz katlediliyor. Öğretmenlerimiz, vazifelerinin önemine ve kutsallığına bakılmaksızın hayasızca, haince, umarsızca öldürülüyor. Günümüzde bu gerçeği yakinen görüyor ve şahit oluyoruz.

Biricik yurdumuz Anadolu topraklarında belki on binlerce öğretmen var. Hepsinin bu günü kutlu olsun. Fakat bu günü idrak eden ve kardeş gördüğümüz başkaları da var. Biz onların da en azından unutulmamasını istiyoruz.

Başka bir gerçek daha; kimisi üzülüyor, kimisi umursamıyor, kimisi yardım eli uzatarak ömrünü vakfediyor, kimisi bilerek köstek oluyor. Ancak her halükarda ortada bir gerçek var. Hem de yanı başımızda, burnumuzun dibinde, gözümüzün görebildiği yerlerde yaşanan bir gerçek, gerçekler…

Suriye ve Suriye savaşı; hiçbir vaka bu kadar dramatize edilemezdi. Esasen bu da bir drama değildir. Bu kimilerinin unuttuğu; hayatımızın ve dünyamızın maalesef en acı gerçeklerinden biridir.

Hani Suriye’de de çocuklar var ya, kan ve gözyaşlarının ışığında hayata tutunmaya çalışan, umutsuzluğun ve ölümün adres sormadan kapı kapı, mahalle mahalle kol gezdiği topraklarda küçücük elleriyle öğrenmeye hasret kalan talebeler ve onları yetiştirmek için ömürlerini bu yola adayan Suriyeli binlerce öğretmen…

 

Onların acılarını ve duygularını bu gün idrak ettiğimiz öğretmenler gününde paylaşıyoruz, paylaşmaya çalışıyoruz. Ne kadar acı da olsa bu hissi duymaya ve insanlarımıza da duyurmaya gayret ediyoruz. Unuttuğumuz gün, kesinlikle kaybettiğimiz gün olacaktır. Duyarsızlaştığımız her an, bizim kalplerimizin boşaldığı ve işgale açık bir hale geldiği anlar olacaktır.

Haber başlıklarına göz atarken, karşımıza sık sık şu haberler çıkmakta: ‘’Rusya ve Esed rejimine ait savaş uçakları, İdlib ve Halep’te son 8 günde 6 okulu hedef aldı.’’

Ve bir başka haber başlığı daha: ‘’ Rusya, son 4 ayda düzenlediği hava saldırılarında  özellikle muhaliflerin kontrolünde bulunan Halep ve İdlib’te 25 okulu vurdu.’’  Bu haberlere son yıllarda kaç kere rastladık, sayısını bilmiyoruz. Gerçek bir katliamdan söz ediyoruz; sivil bir katliam…

Sivil bir katliam ama içerikte çok daha can yakıcı hadiseler bulunuyor. O da; eğitim kurumlarının açıkça hedef alınıyor olmasıdır. Alçakça bombardıman yağmuruna tutulan okullarda küçücük hayatlarına veda eden, daha umutları henüz parlamaya başlamış Suriyeli talebeler ve onları hayata hazırlamanın ulvi endişe ve heyecanını yaşayan Suriyeli öğretmenler…

Hepsi ama hepsi gözümüzün önünde hayatlarını ve umutlarını taş yığınlarının arasında bırakıp, bu dünyadan göç ediyorlar.

 

En son 2016 yılında aktarılan bilanço verilerine göre Suriye’de rejim ve destekçileri tarafından 5 binden fazla okulun harabe haline geldiği biliniyor. Buna rağmen hayata ve eğitime dört kolla sarılmaya çalışıyorlar. Elbette Türkiye, her alanda olduğu gibi gerek devlet kurumları gerekse sivil kurumlar aracılığı ile Suriye’ye eğitim alanı ve öğretmen ayarlanması hususlarında yardımcı oluyor, olmaya çalışıyor. Fakat yaşanan büyük yıkımlar ve ölümler, bu yardımları gölgede bırakıyor.

Yıkılan ve harabeye dönen okulları, gözlerinin önünde hayatlarını kaybeden öğretmenleri, Suriyeli talebelere ve tüm küçük çocuklara gerçek anlamda psikolojik travmalar yaşatıyor. Sağ kalan öğretmenler de bu travmaları en yoğun şekilde yaşıyor.

Halep’te 720 okuldan sadece 20’si eğitim verecek bir haldeyken acaba Suriye’de de küçük talebeleri, öğretmenlerinin gününü kutlayabiliyor mudur? Oradaki öğretmenler de Türkiye’dekiler gibi öğretmenler gününü anlamlı bir sevinçle idrak edebiliyor mudur?

Peki ya öğretmenler orada vazifelerini yerine getirebiliyor mu? Talebeler ne durumda?

İşte bu soruların hepsinin cevabı koca bir hayır!

Ne talebeler vazifelerini yerine getirebilmekte, ne de öğretmenler…

Biz bu güzel ve anlamlı günde Türkiye’deki öğretmenlerimiz ile beraber Suriye’de en zor hayat şartları altında öğretmenliklerini yapmaya çalışan öğretmenlerimizin de gününü kutlamak istiyoruz. Aynı umudu onlara da götürmek istiyoruz.

Bugüne kadar çeşitli saldırılarda hayatını kaybeden Suriyeli şehit öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Biz hiçbirini unutmadık ve asla unutmayacağız. Yeni öğretmenlerin yetişmesi için, onlara buradaki umuttan pay ayırarak götürmek için ve Allah rızası için biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz…

Cevap Yazın