İslam Coğrafyasının Su Damarları

İslam Coğrafyasının Su Damarları

Dünyanın kaderini ve gidişatını değiştirebilecek güçte ve kıymette olan bir maddeden söz etmekte oldukça geç kalındığını müşahede ediyoruz. Dünyanın dört bir köşesine yayılmış pek çok yer altı kaynağı ve zenginlikleri, bunların peşlerinden acımasızca koşan bir yığın yabancı ulus, fakat içlerinden en önemlisi, belki de Allah’ın yarattıkları içerisinde en değerlisi su maddesidir. Evet, dünyanın kaderini değiştirebilecek güce ve kıymete sahip olan maddenin adı sudur.

Her geçen yıl bilinçsiz bir şekilde ve israf edilir bir halde tüketimi gerçekleştirilen suyun bazı İslam ülkelerindeki konumundan söz edeceğiz. Gelecek projelerimizin ve çalışmalarımızın arefesinde bunlardan bahsederken bir takım ülkeleri ele alacak ve haklarında başlangıç teşkil edecek bilgileri sizlerle paylaşacağız. Bu ülkeler arasında: ‘Doğu Türkistan, Irak, Suriye, Filistin, Libya ve Somali’ bulunuyor. Şimdi alt başlıklar altında bunları inceleyelim.

 

 

DOĞU TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan, 1949 yılından bugüne dek Kızıl Çin’in yoğun baskı ve vahşi politikalarının tatbikine maruz kalan bir İslam yurdudur. Öncelikle Doğu Türkistan’ın jeo-stratejik konumunu anlamamız gerekiyor. Bölgenin kuzeyinde Tian-Şan (Tanrı) Dağları ile Altay Dağları, güneyinde ise   Kunlun Dağları bulunuyor. Doğu Türkistan yaklaşık olarak 1 milyon km2’lik bir yüz ölçümüne sahiptir. Bölgenin tam ortasında ise Taklamakan çölü vardır. Genel olarak Doğu Türkistan’ın karasal bir iklime sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çin’in Doğu Türkistan’ın etrafını demir perde ile çevrelediğini görüyoruz. Dış dünya ile her türlü iletişimi koparılan, herhangi bir temasa ve etkileşime geçmesine en küçük bir fırsat tanınmayan Doğu Türkistan hakkında bu nedenlerle edinilen bilgilerin sayısı sürekli sınırlı kalmaktadır. Değerlendirmemizi bu bilgilerin ışığında yaparken Doğu Türkistan’ın su kaynakları bakımından son derece zengin olduğunu bilmemiz gerekir. Bölgenin yer altı su kaynaklarının tüm rezervi ortalama 20 milyar m3 olarak tahmin ediliyor. Maalesef Çin idaresi tarafından bu kadar su bolluğu bulunmasına rağmen tarım sulamasında kasıtlı olarak geri bırakılan bir Doğu Türkistan var. Çin, onların kendi nehirlerinden bile faydalanmalarına izin vermemektedir.  Doğu Türkistan’ın Hotan bölgesinde ise ciddi anlamda içme suyu sorunları vardır. Hotan’da bir milyondan fazla Müslüman Uygur Türk’ü temiz içme suyu bulmakta zorlanıyor. Bu ve benzer su sorunları Kızıl Çin’in uyguladığı su tüketim projelerinden beri devam ediyor. Uygur Türklerini asimile ve bir anlamda yok etmek maksadıyla oraya yerleştirilen Han Çinlileri, su sorunlarının bir diğer kaynağı olarak önümüze çıkıyor. Onların da bölgede sürekli yerleşmeye başlamaları ile beraber artan nüfus, su sorunlarının devam etmesini adeta teşvik ediyor. Yine edinilen bilgilere göre su projesi başladıktan sonra, bölgedeki %20’lik belirli bir kesimin temiz suya ulaştığı, %80’inin ise temiz su bulamadığı belirtiliyor. Uygur Türk’ü çiftçiler, Çin’in zamanla bölgeye yerleştirdikleri Hanlı çiftçilere su imkanı, tohum, gübre imkanı sağlarken, kendilerinin bu gibi imkanlardan yararlanamadıklarını belirtiyorlar. Yer altı su kaynakları ve yer üstündeki ırmakları yönünden zengin imkanlara sahip bulunan Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin yaşadıkları su sıkıntılarını anlamak için bu kadar bilgi dahi meselenin ciddiyetini bizlere gösterebilmektedir.

 

IRAK

Bir Orta Doğu ülkesi olan Irak için bulunduğu konum itibariyle petrolden daha önemli bir kaynak var. Bu kaynaklar şüphesiz ki su kaynaklarıdır.  Irak için hayati önemi bulunan su kaynaklarının en önemlisi Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu nehirler adeta ülkenin can damarlarıdır. Fırat nehrinin %40’ı Irak topraklarına akarken, bundan daha önemli olanı Dicle Nehridir. Dicle Nehri Irak için vazgeçilmez bir su kaynağıdır. Dicle Nehri üzerindeki en büyük baraj da Musul Barajı’dır. DAEŞ terör örgütü kurulduğunda petrol gibi kritik yer altı kaynaklarını hedef alırken, Irak’ın su kaynaklarını da hedef almış ve bunların önemli bir kısmına bir süre sahip olabilmiştir. Bunlardan en önemlisi az önce belirtildiği üzere Dicle Nehri ve nehrin vanası olan Musul Barajı’dır. DAEŞ, yine bir süre sonra Musul’u terk ederken bölgenin su kaynakları üzerindeki hakimiyetini kullanarak Musul’u susuz bırakmıştır. Daha sonra ise ABD ve İsrail’in desteğini kullanarak Barzani peşmergeleri  ile PKK’lı teröristler Musul’a girerek buraya sahip olmuştur. Bu sebeple Dicle ve Musul Barajı gibi Irak’ın en hayati su kaynağı noktası Barzani ile PKK’nın denetiminde bulunmaktadır.

 

SURİYE

Suriye’deki su kaynakları durumunun Irak’taki durum ile birebir aynı olduğu söylenebilir. Suriye için de tıpkı Irak’ta olduğu gibi Fırat ve Dicle nehirleri ile buralarda kurulmuş olan kritik önemi bulunan barajlar çok önemlidir. Bu su kaynakları ve sözünü ettiğimiz bir takım barajlar sadece Irak ve Suriye için değil, ABD ve bilhassa İsrail için de önemlidir. Irak’taki su kaynakları ve barajlarına Barzani üzerinden sahip olurlarken, Suriye’deki kaynaklara ve barajlara da PYD terör örgütü üzerinden sahip olmaya çalışıyorlar. PYD terör örgütü, Halep’in doğusundaki Tişrin, Rakka’nın batısındaki Tabka ve Baas barajlarına sahip bulunuyor. Böylelikle Suriye’nin hidroelektrik  potansiyelinin yaklaşık %70 kadarını ABD-İsrail adına ellerinde bulunduruyorlar. En Son ABD desteği ile Rakka’ya giren terör örgütünün en önemli hedeflerinden birinin de Rakka Barajı olduğu bu doğrultuda rahatlıkla düşünülebilir. Tüm bunlarla birlikte şunu da düşünmekteyiz. ABD-İsrail cephesi, arz-ı mev’ud hedefleri doğrultusunda öncelikle kendi halklarının hayat standartlarını garanti altına almak, devamlılığını sağlamak adına ve Orta Doğu’nun diğer halklarını tamamen kendisine mahkum etmek adına bütün yer altı ve yer üstü kritik su kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor.

 

 

FİLİSTİN

Filistin’deki su kaynakları da tıpkı diğer az gelişmiş bölgelerde olduğu gibi düzensiz nüfus artışı nedeniyle azalmakta ve yetersiz sağlık hizmetleri nedeniyle de kirletilmektedir. Bölgenin temel su kaynağı Şeria nehridir. Fakat Filistin,  İsrail’in hakim gücü sebebi ile Şeria nehrinin suyundan hiçbir şekilde istifade edememektedir. Şeria nehri bu sebeple İsrail’in de  temel yer üstü su kaynağı konumundadır. Yıllık 1527 milyon m3 su taşıyan nehrin kaynağı durumunda bulunan üç kolu vardır. Batı Şeria’da Filistin’de ait olan kuyular da İsrail tarafından tahrip edilmektedir. Yer üstü su kaynaklarının yanı sıra İsrail’de yıllık su ihtiyacını karşılamak için yer altı suları da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. İsrail için önemli olan iki tane yer altı su kaynağı bulunuyor. Bunlar Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yer alan dağ ve kıyı akiferleridir. Kıyı akiferleri yıllık ortalama 300 milyon m3, dağ akiferleri ise 632 milyon m3 su sağlamaktadır.  Gazze Şeridi’nde ise yeterli oranda yer üstü su kaynağı bulunmadığından burada yaşayanlar su ihtiyaçlarının büyük kısmını kıyı akiferinden temin etmektedir. Kıyı akiferinde tüketim miktarı ikmal oranını aştığında, Akdeniz’den gelen deniz suyu temiz içme suyuna karışarak suyun tuzluluk oranını daha da arttırmaktadır. Unicef, Gazze Şeridi’ndeki suyun %95’inin insan tüketimi için uygun olmadığını belirtmiştir. Filistinlilerin ev içi kullanım ve kişisel temizlik için günde en fazla 70 litre suya erişimleri vardır. Fakat Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bu rakam en az 100 litre olmak zorundadır.  Batı Şeria’da ise halk günde sadece 20 litre suya erişim sağlayabilmektedir. Bununla da beraber bu bölgenin bir diğer önemli yer üstü su kaynağı da Taberiye Gölü’dür. İsrail, 1967 savaşından bu yana ilk faaliyetlerinden biri olan Golan saldırısını gerçekleştirmiş ve bu gölün güvenliğini sağlayarak, kendisi için bir diğer su kaynağına sahip olmuştur.

 

LİBYA

Afrika’da en az 300 milyon insanın su kıtlığı yaşadığı belirtilirken, pek çok bölge ciddi kuraklıklar yaşarken, sanıyoruz ki Afrika halklarının aslında toprakları altında bulunan büyük su rezervlerine ulaşmaları ve bunlardan haberdar olmaları bu zamana kadar engellenmiştir. Bu yer altı su kaynaklarının en önemli ve en büyüğü olan Nubian Kumtaşı Su Akiferi, aynı zamanda Libya için büyük bir umut haline gelmiştir. Dünyanın en büyük çölü olan Sahra Çölü’nün altında bulunan Nubian akiferi, 2 milyon km2’lik bir alana yayılırken, 375 bin km3 suyu içinde muhafaza etmektedir. Nubian akiferi, dört ülkenin toprakları altında bulunuyor. Bu suyu ilk kullanan ise Libya olmuştur. Bu kaynak 1953 yılında petrol sondaj faaliyetleri esnasında bulunmuştur. Libya, bu akiferin suyunu yapay bir nehir projesini gerçekleştirerek köylere ve şehirlere kadar getirmiştir. Eski Libya Lideri Muammer Kaddafi, bu sistemi dünyanın sekizinci harikası olarak adlandırıyordu. Fakat ne ilginçtir ki BBC, bu haberi; ‘  Libyalılar fosil su içmeye başladılar ‘ şeklinde aktarmıştı.  Daha ilginç olanı ise Libyalı Müslümanlar, dünyanın en devasa ve muhteşem projelerinden birini hayata geçirirken, ne dünya kamuoyunda ne de küresel medyada hiçbir yankısı duyulmamıştır.

 

SOMALİ

Somali tıpkı diğer Afrika ülkeleri gibi yer altı su kaynakları bakımından gayet zengin bir ülke olmasına rağmen bu imkanlarından faydalanamamıştır. Bu durumda şüphe yok ki Batılı güçlerin bir müdahalesi vardır. Türkiye’nin Somali’ye girişi ile beraber İngiltere, ülkedeki ikinci dış faktör durumuna düşmüş ve Türkiye ile rekabet haline girmiştir. Türkiye’nin son yıllarda Somali’de gerçekleştirmekte olduğu faaliyetler, Somali’nin yakın zamanda yer altı su kaynaklarından en iyi şekilde yararlanacağı düşüncesini ve inancını oluşturmaktadır. Türkiye eliyle gerçekleştirilen su kuyuları açılmasına dair proje ve faaliyetler, deniz suyu arıtma tesisleri kurulması ve daha birçok girişim, ülkenin su kıtlığından kurtulmaya başlamasını sağlamıştır. İlerleyen yıllarda bu proje ve çalışmaların daha geniş kapsamlı olması beklenmektedir.

 

Cevap Yazın